Tür

Posted on

“Genre” tip ya da tür anlamına gelen Fransızca bir kelimedir. Bu terim, benzer olay örgülerine, karakterlere, temalara, zaman ve mekan özelliklerine sahip farklı filmleri kolay bir şekilde sınıflandırabilmeyi sağlar. Daha önceden bu terim hiç duymadıysanız bile sizin de mutlaka sevdiğiniz türler vardır. Son çıkan filmler arasından tercih ettiğiniz genellikle macera-aksiyon filmleri mi oluyor yoksa komediler ya da animasyon filmleri mi? Yaptığınız tercihlere sizi türler yöneltiyor.

Hollywood stüdyo döneminde her stüdyo, markasının bir parçası olarak anılan belli türdeki filmlerle anılıyordu. Örneğin Warner Bros gangster, Ealing komedi ve Hammer korku gibi. Bugün hala eskisi kadar belirleyici olmasa da, türler hala bir filmi görüp görmeme kararını verirken işe yarayan kolay bir sınıflandırma imkanı sunuyor. Senaryonuzu belli bir türde yazmayı seçerek izleyicinizin hikayenin ana fikrini önceden saptamasını kolaylaştırmış olursunuz. Bu kati bir formülün ya da örneğin uygulanması anlamına gelmek zorunda değil, bireysel yaratıcılığınızla seçtiğiniz türe katkıda bulunabilirsiniz.

good-bad-ugly_1797953b

Çöl Aslanı (The Searchers, 1956), Vahşi Mücadele (Gunfight at the O.K. Corall, 1957) ve Affedilmeyen (Unforgiven, 1992) filmlerinin hepsi Western türüne ait benzer özellikleri paylaşır. Western filmlerinin belirleyici özellikleri şunlardır: Genellikle 1900’ların öncesinde Amerikan sınır bölgesinde geçer, kahramanlar vahşi topraklardki öncü kişilerdir, çoğu kez kahramanın Kızılderililer ya da kanun kaçaklarıyla girdiği şiddetli bir mücadele zaferle sonuçlanır. İkonik aksesuarlar, kostümler ve setler de türle ilişkilidir. Western filmlerinde bunların arasında salon barlar, atlar, vagonlar, posta arabaları, hudut bölgesi, şerifin ofisi ve kovboy şapkaları sayılabilir.

Tür özellikleri değişmez değildir, film için sınırlandırıcı olması gerekmez ve çok yaratıcı ve eğlenceli şekillerde kullanılabilirler. Alt-tür bir türün belirli bir şekilde yorumlanmasıdır. Örneğin spagetti western’leri western’lerin belli özelliklerini korurken, aşırı yakın yüz planlar, abartılı kamera açıları, ayırt edici bir müzik ve kara mizah gibi başka özellikleri de türe ekler. Birçok film çeşitli türleri birleştirir: Mesela popüler romantik komedi gibi. Bazı filmler üç ya da daha fazla türü bir arada kullanabilir. Mesela Bıçak Sırtı (Blade Runner, 1982) bilimkurgu, gerilim ve film noir türlerini birleştirir. Korkunç Bir Film (Scarry Movie,2000) ve Çığlık (Scream, 1996) filmlerinin her ikisi de tür geleneklerini parodileştiren korku-komedi türü filmlerdir. Aynı şekilde Yahşi Batı’da western geleneğinin özelliklerini parodileştiren bir komedi filmidir. Bunlar türlerin filmde nasıl yaratıcı bir şekilde kullanılabileceğini gösteren örneklerden sadece birkaçı.

Protagonist ve Antagonist

Posted on Updated on

Protagonist anlatıda eylemleriyle hikayeyi ilerleten ana karakterdir (genellikle kahraman). Çoğunlukla hikaye protagonistin bakış açısından anlatılır. Antagonist (genellikle kötü karakter) protagonistin hedefine ulaşmasını önlemeye çalışır. Protagonistin eylemleri, antagonistin müdahele ederek engelleyeceği bir dizi olayla devinim sağlamaya yöneliktir. Bu protagonisti bir çözüm yaratana kadar farklı eylem haritaları izlemeye yöneltir. Antagonist her zaman bir insa değildir; bazen bir doğa olayı da olabilir. Örneğin Jaws filminde bir köpekbalığı ve Yeni  Hayat filminde de adanın kendisidir.

gty_wicked_witch_kb_130412_wmain

Üç çeşit klasik protagonist vardır;

Dramatik: Çabaları karşılığında başarıya ulaşan (Örneğin Oz Büyücüsü’ndeki Doroth Gale)

Trajik: Çabalarına rağmen başarısızlığa uğrayan (Örneğin Chinatown’daki Jack Gittes)

Komik: Çabalarından bağımsız olarak başarıya ulaşan (Örneğin Lütfen Beni Öldürme’deki Harold Crick)

Bazı meşhur protagonistler (iyi kahraman) antagonistlere (kötü kahraman) karşı

  • Clarice Starling – Dr. Hannibal Lecter

Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs, 1991)

  • Dorothy Gale – The Wicked Witch

Oz Büyücüsü (The Wizard of Oz, 1939)

  • Ellen Ripley – The Alien

Yaratık (The Alien, 1979)

  • Paul Sheldon – Annie Wilkes

Ölüm Kitabı (Misery, 1990)

  • İkinci Mrs de Winter – Mrs. Denver

Rebecca (1940)

  • Pamuk Prenses – Kraliçe

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler (Snow White and the Seven Dwarfs, 1937)

  • Jake Gittes – Noah Cross

Chinatown (1974)

ChinaEscobarGittes

Karakterin bulunduğu çevre, görünüşleri, eylerimleri ve konuştuğu diyalogların hepsi, karakterin kişiliği, motivasyonu ve içinde bulundukları durumla ilgili bilgi verir. Ana karakter hikaye boyunca içsel ve dışsal çatışmayla karşılaşmalıdır. Ana karakterlerin sayısını sınırlandırarak onlara derinlik ve inanılırlık vermeye odaklanmakta fayda vardır. Derinlikli bir karakterin, ilgi çekici ve inanılır olması için kişiliğinin iyi ve kötü yanları bulunmalıdır.

MOTİVASYON

Motivasyon, karakterin eylemlerinin aardında yatan nedenlerdir; karakterin amacını tanımlar. Büyük ya da küçük, karakterin kazanacağı ya da kaybedeceği pek çok şeyin ona bağlı olduğu, senaryoyu bu açıdan yönlendiren bir şey olmalıdır. Motivasyon genellikle karakterin kişilik özelliklerini ve içinde bulunduğu koşullardan oluşan bir bileşimdir. Çoğunlukla karakterin geçmişini (arka plan’daki) öğrenmeden motivasyonlarını tam olarak kavrayamayız. Bu genellikle anlatının çözüme doğru ilerlemesini sağlayan bilgilerin açığa çıktığı filmin son çeyreğinde belli olur. İzleyici protagonistle özdeşlik kurabilmelidir; çünkü izleyicinin empatisi filme olan ilgisinin sürekliliği açısından önemlidir.

Karakter arkı, protagonistin film boyunca yaptığı yolculuğa işaret eder. Bu yolculuk karakteri gelişim göstereceği bir değişim sürecine yönlendirebilir.

İSİMLER

Bir isim birçok farklı düzeyde işleyebilir ve genellikle kişilik hakkında ipuçları sağlar. Görünürde çok doğrudan bir isim, karakterle ya da hikayenin bir kısmıyla ilgili zekice bir gönderme olabilir. Popüler televizyon ve sinema, isimlerle belli karakteri birleştirebilmemizi sağlar. Bunu kendi çıkarınıza kullanıp izleyiciye kısa yoldan karakterin nasıl biri olduğuna dair bilgi verebilirsiniz.

DİYALOG

Senaryonun geri kalanının üzerine kurulacağı bir temel olarak işlev gören diyalog, süreç içerisinde yapıdan sonra gelmelidir. Diyalog yazarken, özellikle doğrudan tecrübenizin olmadığı bir dönem, yer ya da uzmanlık alanı hakkında yazıyorsanız, karakteriniz üzerine araştırma yapmanız çok önemlidir. Başlangıçta en sık yapılan hatalardan biri çok fazla diyalog yazmaktır. Yazdığınız her kelime karaktere, anlatıya ya da her ikisine birden hizmet etmeli, akış hızını bozmamak ve ilgiyi dağıtmamak için kısa ve özlü, mutlak gerekli olanlara indirgenmiş olmalıdır.

Anlatı Yapıları

Posted on Updated on

Dramada oyuncular tarafından konuşulan diyaloglar dışında sözlü olarak bilgi vermek için üç teknik kullanılır: Bağlamsal, yani filmin başında hikayeyi kurmak ve arka planına dair bilgi vermek amacıyla yazılan ya da söylenenler gibi (Örn: Star Wars). Dış ses, filmdeki ana karakterlerden birinin filmin herhangi bir noktasında kim olduklarına ve ne düşündüklerine dair içgörülerini izleyiciyle paylaşmasıdır (Örn: Trainspotting). Son olarak filmdeki karakterlerden biri kameraya doğrudan konuşabilir. Bu “dördüncü duvarın kırılması” olarak bilinir çünkü seyircinin varlığını kabul ederek ekran geleneklerinin ihlal edilmesi anlamına gelir (Örn: Alfie).

star-wars-a-new-hope-opening-crawl-movie

Anlatı belli bir şekilde anlatılan bir hikayedir ; anlatmayı seçtiğiniz hikaye özgün olacaktır. Sizin ve senaryonuzdaki karakterlerin bakış açısı, dünyayı nasıl algıladığınıza ve etrafınızla kurduğunuz iletişime bağlıdır. Bir hikayenin, birden fazla karakterin bakış açısından anlatılması yapı ve atmosferde ciddi farklılıklar yaratabilir. Örneğin, Kahraman (Hero, 2002) filmi boyunca aynı hikayenin üç farklı yorumu sunulur bizlere. Her seferinde de kimin hikayesini izlediğimiz ve neyin farklı anlatıldığı belirgin kılınarak aktarılır.

Anlatı yapılarının nasıl işlediği üzerine birçok şey yazılmıştır. Üç perdeli yapıya (three act structure) göre anlatı birbirinden farklı üç bölüme ayrılır. Birinci perde, karakterler ve hikayenin kurulduğu başlangıçtır. İkinci perde, hikayenin geliştirildiği ve çözülmeye başlandığı orta kısım. Üçüncü perde, anlatının farklı kollarının bağlandığı çözüm bölümü ve SON.

Drama çatışma ve krizden doğar. Hayatını değiştirecek duygusal bir yol ayrımında bulunan bir karakter bulmak, sorduğu sorular ve yarattığı aksiyon olanakları nedeniyle genellikle iyi bir başlangıç noktasıdır. Buradan hareketle, karakterin alacağı kararlar ve eylemlerin sonuçları anlatının çözülmesini sağlayacaktır. Takip eden yolculuk duygusal, psikolojik ya da fiziksel olabilir ama kahramanı mutlaka başlangıçtakinden farklı bir noktaya taşıyacaktır.

Klasik anlatı bizi baştan sona sürüklemek üzere işler; ilgimizi canlı tutan ve bizi sürekli sonunda ne olacağına dair tahmin yürütmeye iten bir dizi sorun ve çözüm şeklinde süregiden bir sistemdir.

Genellikle İkinci Perde (orta kısım) izleyiciyi hikayeye bağlama gerekliliği nedeniyle yazar açısından en sorunlu bölümdür. İlgiyi canlı tutmak için protagonistin (baş karakter) yoluna yeni çatışmalar ve zorluklar çıkaracak engeller yerleştirmek gerekir. Bu engel karakter açısından problem yaratacak herhangi bir şey olabilir; patronla bir tartışma, ödenemeyen bir fatura, otobüsü kaçırmak vb. Bunların hepsi gerilimi arttırarak dramayı devam ettirecek olaylardır.

Gerilimi yükseltip alçaltarak anlatı ilerletilir, genellikle de bu izleyicinin beklentileriyle oynanarak sağlanır. Be teknik twist olarak bilinir. Örneğin izleyiciye patronuyla tartışan karakterin kovulacağı düşündürülür, ama twist gereği patronun kendisine karşı çıkan çalışanına saygısı yenilenir ve olay terfiiyle sonuçlanır.

Basit bir hikayenin olay ögüsü beş aşamalı bir yapıya aşağıdaki gibi bölünebilir.

  1. Serim: Açılış önermesi. Sahneyi kurar.
  2. Gelişme (Düğüm): Durum oluşturur ve ilerler.
  3. Engel: Durumu değiştiren bir olay.
  4. Şahika: Her şeyin bir araya geldiği belirleyici bir an.
  5. Çözüm: Sonuca ulaşılır.

Bu beş aşamalı hikaye yapısı film zamanının nasıl kullanıldığına bağlı olarak yeniden düzenlenebilir. Örneğin Pulp Fiction filmi sondan başa başlar. Anlatı yapısı üzerine düşünürken verilen kararlar hikayenin çizgisel mi yoksa çizgisel olmayan bir zaman kesintinde mi geliştiğine göre verilmelidir. Geçmişle şimdi arasında gidip geldiğimiz flashback ve birden fazla hikayenin aynı anda izlenmesine olanak tanıyan paralel olay dizileri çizgisel olmayan zaman dilimine örnek gösterilebilir.

29.-Pulp-Fiction-1994

Çizgisel olmayan bir yapının hikayeyi geliştirmesi gerekir. Örneğin, Koş Lola Koş’da olayların üç farklı yorumu vardır. Başlangıç önermesine üç farklı yaklaşım, üç farklı son olasılığını doğurur. Bu, hikayeye bağlanmamızı sağlar.

Bir başka öyküyü destekleyici ve güçlendirici yapı örneği Tersyüz’de (Adaptation, 2002) görülebilir. Protagonist bir romanı senaryoya uyarlamaya çabalamaktadır ama film yazarın kendine güvensizliği üzerine yoğunlaşıp dolambaçlı yollara girer.

Arketip Hikayeler

Arketip örnek olarak kullanılan modele denir. Genellikle diğer tüm hikayelere temel oluşturan yedi arketip olduğu varsayılır. Yani dünya üzerinde sayısız farklı hikaye varmış gibi görünse de sınırlı sayıda arketip vardır. Başka bir deyişle arketipler farklı şekillerde yeniden anlatılan karakteristik hikayelerdir. Yedi arketip şunlardır;

  • Aşil
  • Külkedisi
  • Kirke
  • Faust
  • Orfeus
  • Romeo ve Juliet
  • Tristan

Aşil efsanesinde mesela özgün Yunan mitolojisinde olduğu gibi karakterin ölümcül bir kusuru vardır. Faust’un hikayesinde karakter şeytanla anlaşma yapar; örneğin Şeytan Marka Giyer’de (Devil Wears Prada, 2006) protagonistin yaptığı gibi.

Bu hikayeler birçok kitapta, filmde ve hatta masalda yinelenir. Filmler genellikle bu tip hikayelerin birkaçını birleştirir. Mesela, Köstebek (Departed, 2006) Faust, Orfeus, Tristan ve Kirke’nin bir karışımıdır. Bu arketiplerin filmlerdeki yansımaları, hikayenin temelindeki ölümcül kusur (Aşil), açgözlülük (Faust), aşk (Romeo ve Juliet) ve kıskançlık (Tristan) gibi evrensel temalara dayanır.

 

Format ve Planlama

Posted on

Senaryo filmdeki mekanların, diyalogların, karakter tanımlarının ve aksiyonların yazılı bir açıklamasıdır. Senaryo film çekenlerin izleyeceği bir harita, kendi başına bir ürün olmaktan çok bir araçtır.

Bütün senaryolar tek bir mekanda geçen, kesintisiz aksiyon bölümlerinden oluşan ve zaman, mekan ya da her ikisi birden değiştiğinde değişen sahnelere ayrılır. Her yeni sahne, zaman ve mekan bilgilerini içeren bir başlıkla başlar.

Ekiple cast arasında etkin bir iletişim sağlayacak şekilde kolay anlaşılır bir sayfa düzenine sahiptir. Senaryo sadece filmde görselleştirilebilecek şeyleri içerir ve tamamı şimdiki zamanda yazılır. Geçmişe dönüşler bile kendi şimdiki zamanları içinde tasvir edilir. Senaryo, okuyucunun zihninde filmin perdede izleniyormuşcasına akmasını sağlamalıdır. Bu nedenle diyaloğa yüklenerek “anlatmak” yerine, görselleri ve aksiyonu kullanarak “göstermeye” çalışmalısınız.

Yeniden yazmak senaryo yazım sürecinin önemli bir kısmını oluşturur. Genellikle bir senaryonun geliştirilme aşamasında sayısız versiyonu hazırlanır. Yeni bir versiyon bütün bir sahnede, karakterlerde ya da teknik bir detayda değişiklik anlamına gelebilir. Senaryo yazımının işçiliğini öğrenmek için mümkün olduğu kadar çok senaryo okunması gerçekten çok faydalıdır. Ne kadar fazla okursanız, biçimle ilgili gelenekler kafanızda o kadar netleşir ve böylece içeriğe konsantre olabilirsiniz.

Inside

Posted on

Inside

2+2=5

Posted on

2+2=5

Leave Me!

Posted on

Leave Me!